Başkanım Diyeceksiniz Ama… Dernekçilik Bu Değil!

Değerli okurlarım,
Son yıllarda öyle bir “dernek başkanı” profili türedi ki, insan hayret etmekten kendini alamıyor. Kartvizitler hazır, sosyal medya paylaşımları kusursuz, iftar davetleri özenle planlanmış… Eksik olan tek şey ise en temel unsur:
Dernekçiliğin ne olduğu bilgisi.
Bazı isimler var; iki kelimeyi bir araya getirmekte zorlanıyor ama konu “başkanım” diye hitap edilmek olunca özgüven zirvede. Mikrofonu eline alınca cümle yarım, anlam eksik… ama fotoğraflarda duruş net, bakışlar kararlı!
Çünkü mesele hizmet değil;
mesele görünmek.
Hele işin içine siyaset girince tablo daha da “renkleniyor”…
Bir bakıyorsunuz dernek değil, adeta küçük bir siyasi şube. Kapıdan giren bürokrata göre duruş değişiyor, gelen siyasetçiye göre dil şekilleniyor. Dün söylenen bugün unutuluyor. Rüzgâr nereden eserse oraya dönen bir anlayış…
Adına da “dernekçilik” deniliyor!
Oysa birilerinin çıkıp açıkça söylemesi gerekiyor:
Dernekler, siyasi partilerin arka bahçesi değildir.
Dernekçilik; “bize başkan desinler”, “bir gün birileri bizi fark eder” hayaliyle yapılacak bir iş hiç değildir. Bu iş; yalakalıkla, protokol peşinde koşmakla, lüks sofralarda boy göstermekle yürümez.
Dernek dediğin;
Zor günde vatandaşın yanında olur.
Sıkıntıyı görür, dile getirir.
Gerektiğinde kapı çalar, gerektiğinde hesap sorar.
Gerektiğinde risk alır, susmaz!
Ama bizim bazı “başkanlar”…
Onlar daha çok menüyle ilgileniyor.
“İftarda kaç çeşit yemek var?” sorusu,
“Mahallede kaç ihtiyaç sahibi var?” sorusunu çoktan geçmiş durumda.
Bir de klasik cümle var:
“Biz büyük bir aileyiz.”
Doğru… ama o ailenin içinde dar gelirli var mı? Emekli var mı? Sesi duyulmayan insanlar var mı?
Yoksa o “aile” sadece protokolden mi ibaret?
İzmir gibi büyük bir şehirde binlerce dernek faaliyet gösteriyor. Ama asıl soru şu: Kaçı gerçekten toplumun derdiyle dertleniyor? Kaçı sorumluluğunun farkında?
İşte mesele tam da burada düğümleniyor.
Buradan açık ve net soruyorum:
Bu dernekler ve sayın başkanları, bir gün toplu halde çıkıp emeklinin, dar gelirli vatandaşın sesi olmaya cesaret edebilir mi?
Eğer bunu yaparlarsa…
Eğer gerçekten halkın yanında dururlarsa…
Eğer o süslü sofralardan kalkıp sokağın gerçeğine bakarlarsa…
İşte o zaman ben, Şehmus GÜMÜŞTAŞ olarak;
önlerinde düğme ilikler, saygıyla eğilirim.
Ama yok…
Eğer dernekçilik tabela işi olarak kalacaksa,
başkanlık sadece bir unvan olarak taşınacaksa,
siyasetin gölgesinde yön bulmaya devam edilecekse…
O zaman da şunu açıkça söylemek boynumun borcudur:
Bir dahaki yazımda, dernekleri ve yöneticilerini tek tek ifşa ederim.
Bu bir tehdit değil;
bir hatırlatma, bir uyarıdır.
Çünkü dernekçilik;
makam değil, sorumluluktur.
Unvan değil, yük taşımaktır.
Gösteriş değil, vicdan işidir.
Ve unutulmamalıdır ki;
Saygı, “başkanım” diye seslenilerek değil,
halkın duasıyla kazanılır.





O dediklerin eskidi unutuldu, şimdi riyakaklığın ve kişisel çıkarların rağbet gördüğü zamanlardayız…