ARINMA KORKUSU MU, GERÇEKLERDEN KAÇIŞ MI?


Değerli Okurlarım,
Yıllardır gazetecilik mesleğinin bana kazandırdığı en önemli ilke şudur: Araştırmadan, incelemeden, belgeye ve kanıta ulaşmadan ne bir haber kaleme aldım ne de bir köşe yazısı yazdım. Bugüne kadar yazdığım her satırın arkasında durdum. Çünkü gazetecilik; dedikodu değil, belgeyle konuşma mesleğidir.
Son günlerde Türkiye’nin gündemini meşgul eden mutlak butlan davası sonrasında Cumhuriyet Halk Partisi’nin ikiye bölündüğü yönünde değerlendirmeler yapılıyor. Bu süreçte eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik sosyal medyada ve çeşitli platformlarda çok ağır hakaretler ve ithamlar dile getirildi. Bir siyasi lidere yönelik bu üslup, siyaset adına da demokrasi adına da düşündürücüdür.
Peki, bu tablo nasıl oluştu?
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Arınalım, partide suç varsa, suça bulaşan varsa ortaya çıkaralım.” çağrısı neden bu kadar büyük bir tartışmaya dönüştü? Bu çağrı neden bazı çevreleri bu kadar rahatsız etti?
Kamuoyunun aklındaki sorular bunlar…
Acaba bazı belediyelerde ortaya atılan yolsuzluk iddialarının araştırılmasından mı çekiniliyor? Belediyelerin kamu kaynaklarını nasıl kullandıkları konusunda toplumun beklediği şeffaflık neden sağlanamıyor? Parti içerisinde farklı yapılanmaların veya çıkar gruplarının etkisi mi var? Bu soruların cevabını elbette yargı ve somut deliller verecektir. Ancak bu soruların toplumda konuşulduğu gerçeği de inkâr edilemez.
Bir diğer dikkat çeken gelişme ise bazı belediye başkanları ve partililerin toplu istifa çağrıları oldu. Fakat rakamlara bakıldığında, örneğin CHP’nin güçlü olduğu Torbalı gibi bir ilçede istifa edenlerin sayısının oldukça sınırlı kaldığı görülüyor. Bu da gösteriyor ki CHP tabanının önemli bir bölümü, partisini terk etmek yerine partinin içinde mücadele etmeyi tercih ediyor.
Gerçek Cumhuriyet Halk Partililer, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partiyi kolay kolay terk etmez. Eğer yanlış yapan varsa, bunun hesabının partinin içinde sorulması gerektiğine inanırlar. Çünkü bir çınar, birkaç çürük dal yüzünden kesilmez; çürük dallar budanır.
Gidenler kimdir, kalanlar kimdir? Bunun takdirini elbette kamuoyu yapacaktır. Ancak yüksek sesle bağırmanın, sokaklarda slogan atmanın ya da sosyal medyada hakaret etmenin kimseye haklılık kazandırmadığı da unutulmamalıdır.
Değerli okurlarım;
Ben bir gazeteciyim. Benim hiçbir siyasi partim yoktur. Ben bütün siyasi partilere aynı mesafedeyim. Kim doğru yapıyorsa alkışlarım, kim yanlış yapıyorsa eleştiririm. Benim tarafım ne iktidardır ne muhalefettir; benim tarafım millettir, haktır ve kamu yararıdır.
Bugüne kadar halk konuştu, ben yazdım. Bundan sonra da aynı anlayışla yazmaya devam edeceğim. Hiçbir baskı, hiçbir tehdit ve hiçbir siyasi hesap beni doğruları yazmaktan vazgeçiremez.
Takdir, her zaman olduğu gibi siz değerli okurlarımındır.






