MAKAMLAR GEÇER, İNSAN KALIR
MAKAMLAR GEÇER, İNSAN KALIR
İnsan doğar, büyür, yaşar, kazanır, kaybeder ve sonunda geldiği yere döner. Hayatın değişmeyen gerçeği budur.
Kimimiz para, kimimiz makam, kimimiz güç peşinde koşarız. Oysa asıl mesele, Ne kazandığımızdan çok, kazandık sandığımızda ne kaybettiğimizdir. Para kazanılır, makam kazanılır, güç kazanılır ama kaybedilen güven ve vicdan kolay kazanılmaz.
Torbalı’da yıllar içinde, nice makam sahipleri geldi geçti. Kimi büyük umutlarla geldi, kimi de kendisini vazgeçilmez sandı. Zaman herkese aynı gerçeği gösterdi,
Makamlar geçer, insan kalır. Güç geçer, hatıralar kalır.
Bugünün ve yarının yöneticileri geçmişe bakmalı, kim nasıl geldi, nasıl yönetti ve nasıl hatırlandı? Makamın büyüklüğü değil, makamda gösterilen insanlık önemlidir.
İnsanlık anlayışında; Doğru, kimden gelirse gelsin doğru, Yanlış, kimden gelirse gelsin yanlıştır. Dostluk, her yapılanı alkışlamak değil, doğruları söyleyebilmektir. Atalarımız ne güzel söylemişler,
“Dost acı söyler ama doğruyu söyler.”
Kalabalıkların alkışı her zaman haklılık değildir. Bazen insan doğruyu söyler ve yalnız kalır. Yalnız kalmak korkulacak şey değil, asıl korkulacak şey, yanlışın yanında durmaktır.
Vicdani hesaplaşma burada başlar.
- Ben yanlış gördüğümde susuyor muyum?
- Bana dokunmayan haksızlığa sessiz mi kalıyorum?
- Gücümü adalet için mi, kendim için mi kullanıyorum?
İnsan başkasını kandırabilir ama vicdanından asla kaçamaz.
Bugün alkışlayanlar yarın susabilir. Bugün yanında olanlar yarın uzaklaşabilir. Hiç kimse vazgeçilmez değildir. Ne siyasetçi, ne bürokrat, ne zengin, ne güçlü… Günün sonunda hepimiz aynı toprağa döneceğiz. Geriye makamımız değil, insanlara davranışlarımız kalacaktır.
Bu yüzden benim sözüm düşmanlık değil, uyarıdır,
- Haksızlık etmeyin.
- İnsanları küçümsemeyin.
- Makamı emanetten üstün tutmayın.
- Parayı insanlığın önüne koymayın.
- Gücünüzü adalet için kullanın…
Hayat sandığımızdan daha kısadır.
Belki de insanın kendisine soracağı en önemli soru şudur,
“Ben bu dünyadan giderken arkamda ne bırakacağım?”
Gerisini zamana, vicdana ve Allah’ın adaletine bırakalım.
Son sözümüz de bellidir. Sofrası bize uygun olmayanlara afiyet olsun beyler… Siz buyrun, biz almayalım.
ESEN KALINIZ.


