BARIŞ AMA NASIL?
1 Eylül Dünya Barış Günü’nü anarken, ekonomik,siyasi ve politik alanları elinde bulunduran güçler, Dünya Barış Günü’nü de sulandırıp geniş toplum kesimleri üzerinde manipüle etmişlerdir.
Barış sadece devletler arasındaki savaş bittikten sonra yapılan antlaşmalardan ibaret değildir. Zira geriye doğru baktığımızda, her savaşın sonunda barış, her barışın sonunda yeni bir savaş hazırlıkları başlamıştır. MÖ. 4000 yıllarında kurulan Sümer Devleti’ni Akad’lar yıkmıştır. Akadlar’ı Gutiler, Gutiler’i Babiller, Babiller’i Persler, Persler’i Büyük İskender Gaugamela Savaşı’yla yok etmiştir. Dahası Sasaniler sonra Emeviler, Abbasiler, Moğol istilaları, geçtikleri her yeri harabeye çeviren çekirge sürülerine benzeyen ordusuyla Hülagü ve Suvarileri, daha sonra Asya’dan Timurlenk ve Tatar istilası, anavatanı Asya olan, uzak Asya’dan gelen Osmanlılar…
Devletler varlığını kan ve can üzerine kurup, otoriterliğinin devamı için barışçı söylemleriyle de toplumları manipüle ederler. 2. Dünya Paylaşım Savaşı, 1 Eylül 1939 yılında Almanya’nın Polonya’yı işgal etmesiyle başlamış ve 1945 yılında nihayet bulduğu herkes tarafından bilinmektedir. 70-85 milyon insanı hayatını kaybettiği, çağın teknolojik silahlarının da kullanıldığı en acımasız savaştır. Herkesin bilgisi dahilinde olduğu için savaşın detaylarına girmek istemiyorum.
1 Eylül Dünya Barış gününün tespitinde Birleşmiş Milletler önemli bir rol oynamıştır. Birleşmiş Milletler hangi devletlerden oluşur, amacı nedir : 24 Ekim 1945 yılında 50 devletin biraraya gelmesiyle kurulmuştur. Bu sayı daha sonra 193’e kadar çıkmıştır. Ancak 193 devletin içinden 15 tanesi Güvenlik Konseyi’ni oluşturmuş, 5 üye de Daimi Üye olarak görevi üstlenmişlerdir. Açıkçası bu 5 üye Karar organı olarak konumlandırılmıştır. Başkenti ABD’nin önemli bir metropolü olan New-York’tur. Daimi üyeler: ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa’dır. Bu konseyin görevlerine bir göz atalım: 1- Dünya’nın güvenliğini korumak. 2- Dünya barışını tesis etmek. 3- Uluslararası ekonomik dengeleri sağlamak. 4- Toplumsal ve kültürel yapılanmada uğraş vermek. 5- Adalet ve sosyal eşitliği sağlamak vs. 1945’te kurulmuş olan bu teşkilat bu güne kadar , bu saydığım görevlerinden hangisini yerine getirmiştir ki? Hiçbirini. Tam tersine bu devletlerin geçmişine baktığımızda, mazlum halkları, sömürgeleştirmiş,köleleştirmişlerdir. Bugün ise çağdaş teknolojiyi kullanıp Dünya halklarına köleleştirmenin değişik versiyonlarını dayatmışlardır.
“Çocuklar birer şiddet ögesi haline gelen babalarına ve öğretmenlerine saygı duyarak yaşadıkları sürece, Kürtler kendi kimliklerine Türk kimliği eklemek zorunda kaldıkları sürece; Aleviler, devletin çizdiği inanç ve kültür sınırları içinde varlıklarını sürebildikleri sürece; emekçiler patronlarını en büyük iyilik kapısı olarak gördükleri sürece; gecekondusu başına yıkılan insanlar, belediyeye karşı polisi alkışladığı sürece; azınlıklar isimlerini değiştirerek aşağılanmaktan kurtuldukları sürece; kadınlar toplumsal hayatta birer erkek dili olarak varoldukları sürece;marjinal cinsiyetler , kendini ezen cinsiyetin himmeti ve şiddetiyle soluk alabildikleri sürece… Barıştan, barış içinde yaşamaktan söz etmek, kocaman ve alçakça bir yalandır, yanılsamadır. “ der Şükrü Erbaş.
Demekki, barış şiddetin her türlüsünün ortadan kaldırılmasıdr. Şiddetin en üst sınırı öldürmedir. Barışın gelecek tarifi toplumsal ve sınıfsal boyutlarının yerli yerine oturtulmasıdır. Çevreyi,doğayı ve hayvanları en üst seviyede sahiplenip korumaktır. Elbette yerküre üzerinde kalıcı barışın tesis edilmesi o kadar kolay değildir.
“İnsanın her türlü şiddetten ve korkudan arınmış, öteki bireylerle eşit,özgür ve yapıcı ilişkiler içinde, tüm potansiyelini kullanabilme olanağının adıdır barış. ‘Potansiyel ile gerçeklik arasındaki farkın yok olduğu’ bir toplumsal yapı yaratmadır. O yapının adı barıştır“ der Şükrü Erbaş.
Coğrafyamızda güç asasını elinde bulunduranlar,ezilen uluslara ve sınıflara uyguladıkları baskılamalar varolduğu sürece gerçek barıştan söz edilemez. “Barış günümüzde iğdiş edilen demokrasi, özgürlük,eşitlik,çağdaşlık, hukuk devleti,sendikacılık ve benzeri pek çok kavram gibi iğdiş edilmiştir ve şekilsiz, kaygan bir kavram haline getirilmiştir.“ der Şükrü Erbaş.
Kısaca barış; toplumsal mücadele ile kazanılacak bir değerdir.
Bahri AĞIRTAŞ
Torbalı
1 Eylül 2022


