ACILAR ORTAKSA, VİCDAN DA ORTAK OLMALI
Anadolu, yüzyıllardır farklı kimliklerin, inançların ve düşüncelerin aynı gökyüzü altında yaşadığı bir vatandır.
Aynı ekmeği bölüştük, aynı suyu içtik, aynı türkülerde buluştuk, aynı bayrak altında omuz omuza mücadele ettik. Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da aynı toprağa düşenlerimiz oldu. Sevinçlerimiz ortak olduğu gibi acılarımız da ortak oldu.
Ne var ki zaman zaman birbirimizin acısına yabancılaştık. Kimi zaman anlamaya çalışmak yerine taraf olduk; dinlemek yerine suçladık, paylaşmak yerine yarıştırdık.
Oysa bu topraklarda;
Alevilerin de canı yandı…
Sünnilerin de…
Sağcı da evladını toprağa verdi, solcu da…
Türk de ağladı, Kürt de…
Bu milletin gözyaşının mezhebi olmadı, etnik kimliği olmadı, siyasi görüşü olmadı.
Tarih boyunca yaşanan acıları tek bir cümleyle açıklamak da, bir toplumu toptan suçlamak da hakikate hizmet etmez. Çünkü tarih; sloganlarla değil, belgelerle, vicdanla ve adalet duygusuyla okunmalıdır.
Ancak değişmeyen bir gerçek vardır: Devlet, vatandaşının canını, malını ve temel haklarını korumak için vardır. Nerede masum bir insanın canı yanmışsa, nerede bir annenin ocağı sönmüşse, nerede bir çocuk yetim kalmışsa; orada devletin görevini yapıp yapmadığını sorgulamak vatandaşlık görevidir.
Adalet, yalnızca suçu işleyeni cezalandırmak değildir. İhmali bulunanların, görevini yerine getirmeyenlerin ve sorumluluğunu savsaklayanların da hukuk önünde hesap vermesini sağlamaktır. Çünkü adalet eksik kaldığında acılar kapanmaz, nesilden nesile taşınır.
Bir başka gerçeği de unutmamak gerekir.
Acılar, milletlerin ortak hafızasıdır. Elbette unutulmamalıdır. Çünkü unutulan acılar, benzer hataların yeniden yaşanmasına zemin hazırlar. Ancak acıları siyasetin malzemesi hâline getirmek, onları yeni kinlerin ve yeni ayrılıkların sebebi yapmak; kaybettiklerimize yapılacak en büyük haksızlıklardan biridir.
Anmaların amacı öfkeyi büyütmek değil, vicdanı büyütmek olmalıdır.
Bugün bize düşen görev, geçmişin hesabını bugünün çocuklarına ödetmek değildir.
Bize düşen görev; çocuklarımıza birbirini mezhebiyle, kökeniyle ya da siyasi görüşüyle yargılayan bir ülke değil, farklılıklarına rağmen birbirini anlayan, saygı duyan ve birlikte yaşama iradesini koruyan güçlü bir Türkiye bırakmaktır.
Çünkü millet olmak, yalnızca aynı sınırlar içinde yaşamak değildir. Millet olmak; birbirinin acısını kendi acısı gibi hissedebilmek, haksızlık karşısında kim olduğuna bakmadan aynı vicdanla ses verebilmektir.
Belki de artık vicdanlara şu soruyu sormanın tam zamanıdır:
“Ben karşımdakinin kimliğini mi görüyorum,
yoksa insan olduğunu mu?”
Bu soruya vereceğimiz cevap, yalnızca geçmişi değil, geleceği de şekillendirecektir. Çünkü hakikat, insanları birbirinden uzaklaştırmak için değil; onları adalet ve vicdan etrafında buluşturmak için vardır.
Hakikat, kimsenin tekelinde değildir;
Adalet ise herkesin ortak ihtiyacıdır.
ESEN KALINIZ


