EGE'DEN BİR HABER

ÜLKEMİZDE LİNÇ KÜLTÜRÜ VE MEDYA

Feyzullah TURAN

Türkiye’de linç kültürü, zamanla öyle bir noktaya geldi ki; artık ne Sağcıyı, ne Solcuyu, ne Muhafazakârı, ne Milliyetçiyi ayırt ediyor.
Güçlenen, iz bırakan, toplumsal hafızada yer edinen her figür, er ya da geç bu kültürün hedefi hâline geliyor.

Dönem dönem;
Recep Tayyip Erdoğan,
Necmettin Erbakan,
Turgut Özal hedef yapıldı.
Süleyman Demirel ve
Bülent Ecevit linç edilmeye çalışıldı.

Siyaset üzerinden yetmedi; eşleri hedef alındı.
Eleştiri tükendiğinde aile mahremiyeti devreye sokuldu.
Bu da ahlaki bir çöküşe gidişin açık göstergesiydi.

Bugün ise iş öyle bir noktaya vardı ki,
Mustafa Kemal Atatürk’e
bile linç girişimleri alenen yapılır hâle geldi.

Atatürk’ü fikirleriyle eleştirmekten söz etmiyorum.
Tarihsel bağlam, Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyetin kuruluş şartları konuşulmuyor.
Onun yerine ne yapılıyor?

Hafife alma, alay etme, sokak ağzıyla “enseye tokat” söylemleri,
sosyal medyada saygısız videolar, imalı söz ve cümleler…

Bunların hiçbiri eleştiri değildir.
Bu, tarihsel bir şahsiyetle hesaplaşma da değildir.
Bu, düpedüz bir linç girişimidir.

Daha da vahimi;
bu linç bazen “özgürlük” adına,
bazen “cesaret” süsü verilerek meşrulaştırılmak istenmektedir.

Oysa özgürlük hakaret değildir;
cesaret ise ölülerle, tarihle ve ortak değerlerle kavga etmek hiç değildir.

Mustafa Kemal Atatürk,
bu ülkenin yalnızca bir siyasi figürü değildir.
O, bu Devletin kurucu iradesidir.

Eleştirilebilir mi? Elbette.
Tarihî şahsiyetler eleştirilemez değildir.
Eleştiri bilgiyle yapılır;
cehaletle yapılan ise linçtir.

Bugün Atatürk’e yapılan linç, aslında bir kişiye değil;
Cumhuriyet fikrine,
ortak kültüre ve
toplumsal sözleşmeye yöneliktir.

Linç kültürünün vardığı yer burasıdır.
Erbakan’a gülenler, Özal’ı küçümseyenler,
Demirel ve Ecevit’i eşleri üzerinden yıpratmaya çalışanlar,
Sayın Erdoğan’ı itibarsızlaştırmak isteyenler;
yıllara yayılan bu linç kültürünün aynı odaklardan beslendiğini göstermektedir.

Çünkü linç; taraf tanımaz.
Ne ideoloji ne kutsal dinler.
Yeter ki birini hedef göstermeye karar versin;
herkesi öğütür.

Medya ise çoğu zaman bu sürecin ya aynasıdır ya suç ortağı.
Sorumlu bir dil kurmak yerine kışkırtıcı başlıklar atan,
anlamaya çalışmak yerine hedef gösteren,
reyting uğruna saygıyı yok eden her mecra bu çöküşte pay sahibidir.

Bir toplum; devlet adamlarını, siyaset kurumunu,
kurucu değerlerini ve ortak hafızasını
sokak diliyle tartışmaya başladığında ilerlemez;
çözülür ve çürümeye başlar.

Ortak aklın yerini alay aldığında geriye sadece gürültü kalır.

Ülkemizin bugün en çok ihtiyacı olan şey;
daha sert sözler,
daha çok hakaret veya
“cesur” linçler değildir.

İhtiyaç olan;
Aklı, Hukuku ve Ahlakı yeniden merkeze almaktır.

Çünkü linç kültürünün dili,
yarın başka bir lidere,
öbür gün bir kuruma,
sonra da sıradan bir vatandaşa döner.

Durdurulmazsa;
geriye ne Devlet kalır, ne Toplum, ne de birlikte yaşama iradesi.

ESEN KALINIZ

Paylaş
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
MUHSİN YAZICIOĞLU - 24 Mart 2026 21:43
SESSİZLİĞİN BAYRAMI - 19 Mart 2026 20:10
ÇANAKKALE - 18 Mart 2026 01:04
8 MART; GÜL MÜ, DİKEN Mİ? - 7 Mart 2026 05:10
BİLİM, GÜÇ VE AHLAK - 3 Mart 2026 19:35
MADENLERİMİZ VE DEVLET AKLI - 23 Şubat 2026 00:51
RAMAZAN, AÇLIK DEĞİL YÖNELİŞ - 19 Şubat 2026 20:35
SEVGİLİLER GÜNÜ - 14 Şubat 2026 00:23
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ