KANAT ÖNDERLİĞİ Mİ, GÖSTERİŞ Mİ?


Değerli okurlarım ve kıymetli hemşerilerim, inanın yazmaktan yoruldum…
Ama görüyorum ki bazı dernek başkanları ya yazdıklarımı okumuyor ya da okumak istemiyor. Adeta at gözlüklerini takmış, sadece görmek istediklerine bakıyorlar.
Eğer sizlerin, yani halkın yorumlarını görmesem, bir an durup kendimi sorgulayacağım. Ama her yazımda yüzlerce geri dönüş almak bana şunu gösteriyor: Ben doğru yoldayım.
Asıl düşündürücü olan ise şu: Toplumda kendini “kanaat önderi” olarak lanse etmeye çalışanlar… Peki gerçekten öyle mi?
Siyasi partilerde tutunamayıp, toplumda beklediği itibarı bulamayan bazı isimlerin; öfke, hırs ve kişisel hesaplarını “kanaat önderliği” adı altında tatmin etmeye çalıştığını görüyoruz.
İzmir’deki STK’larda kuru bir kalabalık oluşturup, o kalabalığı da kendi düşüncelerinin temsilcisi gibi göstermeye çalışanlar var.
Ama açık konuşalım: Kanaat önderi olmak öyle kolay değildir. Daha kendi aranızdaki ihtilafları çözemeyenler, topluma nasıl yön verecek?
Bu yazıdan sonra belki birileri durup kendine bakar… Çünkü yaptığınız her yanlış, sadece sizi değil; hemşerilerinizi, memleketinizi ve en önemlisi Torbalı’nın itibarını zedeliyor.
Siz ister siyasetçi olun, ister bürokrat… Eğer kanaat önderliğinin ne olduğunu bilmiyorsanız, önce öğrenin.
Kendini “Abdurrahman Çelebi” sananlara da bir çift sözüm var: Bu işler unvanla değil, duruşla olur. Toplum sizi öyle görmüyorsa, siz ne derseniz deyin… nafile.
Hisse: Unvan verilmez, kazanılır. Kalabalıklar peşinden geliyorsa değil; doğruyu söylediğinde arkanda kalıyorsa değerlidir. Gerçek kanaat önderi, alkışlandığında değil, gerektiğinde yalnız kalmayı göze aldığında ortaya çıkar.
Son söz: Bu şehir sahte liderleri çok gördü… Ama hiçbiri, gerçeğin karşısında uzun süre ayakta kalamadı. Herkes yerini bilecek. Ya gerçekten önder olacak ya da kalabalığın içinde kaybolup gidecek.







