SEVGİLİ KARDEŞLERİM
Bir Kurban Bayramı’na daha ulaşmanın huzurunu ve mutluluğunu yaşıyoruz.
Hayatın türlü telaşları, geçim sıkıntıları, savaşlar, afetler ve insanlığı giderek yalnızlaştıran bencillikler arasında;
bayramların bizlere hatırlattığı en büyük gerçek, insan kalabilmenin değeridir.
Bayramlar sadece kurban kesmekten, ziyaretlerden ve sofralardan ibaret değildir.
Bayram; gönül almak, kırgınlıkları unutmak, paylaşmak, ihtiyaç sahibini gözetmek ve Allah’ın bizlere emanet ettiği
insanlık ahlâkını yeniden hatırlamaktır.
Yüce Allah, tüm canlılar içerisinde insana akıl vermiş, doğruyu yanlıştan ayırabilme kabiliyetiyle onu üstün kılmıştır.
Ancak insanoğlu bazen sahip olduğu aklı; adalet, merhamet ve iyilik için değil, nefsi ve çıkarları uğruna kullanabilmektedir.
Bugün dünyaya baktığımızda; makam için dostlukların bozulduğunu, para için vicdanların sustuğunu,
menfaat uğruna insanların birbirine güvenemez hâle geldiğini görüyoruz.
Oysa Kurban Bayramı bizlere fedakârlığı, teslimiyeti ve paylaşmayı öğretir.
Masal bu ya… Bir kurt, avcıların önünden can havliyle kaçarken bir köylüye rastlar.
Soluk soluğa kalmıştır.
“Ey insanoğlu,” der, “Ne olur bana yardım et. Eğer beni saklamazsan biraz sonra avcılar gelip öldürecek.”
Köylü merhamete gelir. Yanındaki boş çuvalı açar, kurdu içine koyar ve ağzını bağlayıp sırtına alır.
Bir süre sonra avcılarla karşılaşır. Avcılar kurdu görüp görmediğini sorarlar.
Köylü:
“Hayır, görmedim.”
diyerek onları başka yöne gönderir. Avcılar uzaklaşınca çuvalı açar ve kurdu serbest bırakır.
Kurt:
“Bana büyük bir iyilik yaptın… Fakat ben günlerdir açım. Güçsüz düştüm. Burada senden başka yiyecek de yok.”
Köylü şaşkınlıkla:
“Ama ben senin hayatını kurtardım!”
der.
Kurt ise:
“İnsanlar da çoğu zaman yapılan iyilikleri çabuk unuturlar. Ben de açlığım için seni yemek zorundayım.”
diye cevap verir.
Uzun tartışmalardan sonra karşılarına çıkan ilk üç kişiye danışmaya karar verirler.
Önce yaşlı bir at çıkar karşılarına:
“Ben yıllarca sahibime hizmet ettim, yük taşıdım, çalıştım. Yaşlanınca sahibim beni kapının önüne koydu.”
Sonra bir köpek çıkar:
“Ben sadakatle sürüyü korudum ama karşılığında çoğu zaman tekme ve sopa gördüm.”
Bu cevaplar kurdun hoşuna gider.
Son olarak karşılarına bir tilki çıkar. Olanları dinledikten sonra kurda:
“Ben hâlâ bu küçücük çuvala nasıl sığdığına inanmadım.”
der. Kurt kendini göstermek için tekrar çuvala girer. Tilki hemen köylüye işaret eder.
Köylü çuvalın ağzını bağlar ve kendisini yemeye kalkışan kurttan kurtulur.
Ardından tilkiye dönüp:
“Hayatımı kurtardın, sana minnettarım.”
der. Fakat o anda köylünün gözü tilkinin parlak kürküne takılır.
İçindeki açgözlülük ağır basar. Bir taşla tilkiyi öldürür.
İşte insan, yaratılışındaki vicdanı kaybedip bencilliği hayatının merkezine koyduğunda;
kendisine yapılan iyiliği unutur, güveni yok eder ve sonunda kendi insanlığını da kaybetmeye başlar.
Bugün toplum olarak en büyük ihtiyacımız;
daha fazla merhamet, daha fazla dürüstlük, daha fazla vefa ve daha fazla adalettir.
Birbirimize güven duymayı yeniden öğrenmeliyiz.
İhtiyaç sahibinin elinden tutmalı, kırgınlıkları büyütmemeli, kin ve nefret yerine sevgiyi çoğaltmalıyız.
Çünkü bayramların gerçek anlamı budur.
Unutmamalıyız ki insan; yaptığı her davranıştan, söylediği her sözden ve bozduğu her emanetten
bir gün mutlaka hesap verecektir.
işte lânet onlaradır.”
(Rad Suresi 25. Ayet)
Yüce Allah’tan; ülkemize, milletimize ve tüm insanlığa sağlık, huzur, bereket ve hidayet diliyorum.
Kurban Bayramınızı en içten duygularımla kutluyorum.
Sevdiklerinizle birlikte sağlık, huzur ve mutluluk içinde nice bayramlara ulaşmanızı temenni ediyorum.


