ŞEHVET, ŞÖHRET VE SERVET
İnsanı tanımak kolay değildir. Hele hele eline güç,
para ve ün verilmeden önce
insanın gerçek yüzünü görmek neredeyse imkânsızdır.
Tarih boyunca insan üç büyük imtihanla sınanmıştır:
Şehvet,
Şöhret ve
Servet.
Bu üçü bir araya geldiğinde, sağlam karakterleri bile zorlar;
zayıf olanı ise kısa sürede savurur. Allah kimsenin aklını ve ayağını kaydırmasın.
Çünkü bu imtihanı taşımak herkesin harcı değildir.
Bugün ülkemizin geldiği noktaya bakıldığında, yaşanan sorunların tesadüf olmadığı açıktır.
Devlette üst düzey görevlerde bulunan bazı isimler hakkında açılan soruşturmalar,
yargıya taşınan dosyalar ve kamuoyuna yansıyan usulsüzlük iddiaları,
meselenin sadece bireysel hatalardan ibaret olmadığını göstermektedir.
Aynı tabloyu sanat dünyasında, spor camiasında, medya sektöründe ve
sözde kanaat önderlerinde de görmek mümkündür.
Bir zamanlar “Sanatçı” diye alkışlanan,
“Aydın” diye ekranlara çıkarılan,
“Gazeteci” diye kamuoyuna yön veren birçok isim,
bugün ya soruşturma dosyalarında ya da toplumun vicdanında mahkûm durumdadır.
Kimisi şöhretin büyüsüne kapılmış, kimisi servetin cazibesine yenilmiş,
kimisi de gücü dokunulmazlık zannetmiştir.
Oysa bu üçü, insanın taşıyabileceği en ağır yüktür.
Şehvet; sadece nefsani arzularla sınırlı değildir.
Makam hırsı, yetki tutkusu ve her şeyi kontrol etme isteği de bu alanın içindedir.
Devleti hizmet aracı değil, güç gösterisi olarak gören anlayış buradan beslenir.
Şöhret; alkışa bağımlı bir ruh hâli üretir.
Alkış geldikçe insan kendini vazgeçilmez sanmaya başlar.
Servet ise sınır tanımadığında, adalet duygusunu köreltir,
kul hakkını sıradanlaştırır. Bugün yaşanan çürümenin en tehlikeli tarafı;
Hırsızlığın “Beceri”,
Yolsuzluğun “Başarı”,
Ahlaksızlığın “Özgürlük”,
Yalanın ise “İletişim dili” olarak sunulup
normalleştirilmesidir.
Medya bu çürümeyi çoğu zaman sorgulamak yerine parlatmakta;
ekranlar ahlaki pusulanın bozulmasına hizmet etmektedir.
Toplum ise her gün yeni bir skandala uyanmaktan yorulmuş durumdadır.
Devlet dediğimiz yapı kutsal değildir; onu kutsal kılan adaletidir.
Adalet zedelendiğinde devletin itibarı da sarsılır.
Bir çürük elma bulunduğu yeri nasıl bozarsa, ahlaki zaaf taşıyan insanlar da
bulundukları makamları bozar.
Bugün güven kaybının, hukuka olan inancın zayıflamasının ve
“Kimseye güven olmaz” duygusunun temelinde bu gerçek yatmaktadır.
Sorun sadece kişiler değildir.
Asıl sorun; bu kişileri üreten, koruyan ve hesap sorulmayan bir düzenin varlığıdır.
Denetimsizlik, liyakatsizlik ve dokunulmazlık algısı;
Şehveti, Şöhreti ve Serveti daha da tehlikeli hâle getirmektedir.
Oysa güçlü devlet; güçlü insanla değil,
ahlaklı, ölçülü ve sorumluluk sahibi insanla ayakta durur.
Bu toplumun mayasında ahlak, inanç ve irfan vardır.
Ancak her değer, sınandığı yerde anlam kazanır.
Bugün ihtiyaç duyulan şey; daha çok ünlü, daha çok zengin ya da daha çok güçlü insan değildir.
İhtiyaç duyulan şey; taşıdığı makamın ağırlığını bilen, şöhretin geçici olduğunu unutmayan
ve serveti emanet sayan insanlardır.
Şehvet, Şöhret ve Servet insanın imtihanıdır.
Bu imtihan kaybedildiğinde sadece birey değil, toplum da bedel öder.
Bugün yaşanan çürüme, tam olarak bunun sonucudur.
Toplumda yanlış yapanın, yanlışı savunma biçimleri bellidir:
“Herkes yapıyor” der,
“Niyetim iyiydi” der,
“Mecbur kaldım” der,
alkışı ölçü, kalabalığı hakem yapar.
Eleştirilince “Beni çekemiyorlar” diyerek vicdanın sesini susturur.
Sepeti değiştirelim, çürük elmaları atalım kavgası vakit kaybıdır.
Dikenleri temizlenmeyen gülleri koklamak zordur.
ESEN KALINIZ


