YOL NEREYE VARIR
YOL NEREYE VARIR
Dünya sekiz milyar insanla dolu. Bu büyük kalabalığın içinde bir buçuk milyar Müslüman var; ama birbirine benzemeyen, ibadette ortak olsa da hayatla ortak olmayan, Kur’an’ın ruhundan kopmuş, hurafenin gölgesinde dolaşan bir topluluk hâlinde yaşıyoruz. Aynı kitabı okuyoruz, aynı yolu yürüyemiyoruz. Aynı Peygamberin ümmetiyiz, aynı ahlâka ulaşamıyoruz. Aynı kıbleye dönüyoruz, yüzümüz farklı taraflara dönük.
Sorun artık ibadet biçimlerini tartışmaktan çıktı. Sorun, rehberini kaybetmiş bir kervanın hangi yöne gideceğini bilmemesi ve yön aramasıdır. İslamiyet adına, Cemaat yapıları ve din adına çalışan Kurumlar, boşluk bırakmayacak şekilde örülmüş bir duvar gibi toplum karşısına dikilmiş durumdadırlar. Hurafenin, mahallin eşrafına, hak ve kanaat önderlerinin kendi iradeleriyle seslenmesine izni yoktur. Toplum, düşünmek ve tartışmak değil; sadece dinlemek için bir kalıba sıkıştırılmıştır.
Hâl böyle olunca insanlar neyi sorsa, neyi merak etse hazır paket cevaplarla susturuluyor. Meraka ve soruya izin var, düşünmeye ve aramaya izin yok. Kara delik bırakmayan sistem böyle çalışıyor. Müslümanlar, aklını özgür tutmak, hurafe ile mücadele etmek, Kur’an’ın sesini insanın vicdanında yeniden uyandırmak istediğinde neler yapmalıdırlar? Rehberini kaybetmiş kervanın yolu nereye varır?
Son bir asırdır, doğru yolu göstermek isteyenlerin önüne koca bir duvar örülmüş durumda. Adım atacak alan yok. Müslümanlar, nefes almak istiyor, nefes boruları tıkanmış; doğruyu öğrenmek istiyor, doğruyu anlatacak diller tutulmuş, yerler kurutulmuştur.
Bütün bunlara rağmen, Müslümanlar olarak umutumuzu kaybetmemeliyiz. Din dediğimiz ilahi yol, herhangi bir kurumun iznine ya da aracılığına bağlı bir yol değildir. Bu yol akıl sahibi insanın zihninde başlar, kalbinde olgunlaşır. Kur’an’ın “Oku” emri, bütün Müslüman toplumların vicdanına yönelir ve herkese kendi sorumluluğunu hatırlatır.
Aranan hakikatler, kutsal gördüğümüz ya da bize kutsal olarak gösterilen mekânlarda bulunamıyorsa, samimi gönüllerde aranmalıdır. Sohbetler geniş topluluklarda yapılamıyorsa iki insanın içten konuşmasında filizlenir. Kurumsal kapılar kapansa bile müminin evi, gönlü ve niyeti daima açıktır. İlahi yol, bireyin iç dünyasında yaşar; hiçbir güç o yolu kapatamaz, daraltamaz.
Hurafeleri ortadan kaldırmanın yolu, hurafeleri taşıyan insanları ya da yapıları kırmak ya da yıkmak değildir. Asıl çözüm, hurafelere ihtiyaç duymayan bilinçli insanlar yetiştirmektir. Bir toplumda aklı başında, temiz kalpli beş insan bir araya geldiğinde, karanlık bir odada yakılan bir kibrit gibi küçük de olsa bir ışık oluşturur. O küçük ışık zamanla bütün odayı aydınlatır. Karanlık hiçbir zaman ışığa üstün gelemez. Yeter ki bireylerde o ışığı yakacak azim ve cesaret olsun.
Bugün Müslüman toplumların en büyük yarası öğrenme isteğinin kırılması ve yok edilmesidir. Korkutulan, tehdit edilen, sindirilen toplumlarda bireyler özgür düşünemez. Düşünemeyen bireylerin çoğunlukta olduğu toplumda hurafe çiçek açsa, gerçekler sussa bile yüreği serin cesur insanlar yine de doğru yolu mutlaka bulurlar. Yol bireylerin yüreğindedir. Kendi aklını kullanmaya, kendi vicdanını temiz tutmaya, doğruyu aramaktan vazgeçmeyen bireyler, kapalı kapılar ardında bile yolları açarlar.
Kur’an’ın öğrettiği yürüyüşün bu olduğu inancımı taşıyorum. Bir adım atarsın, sonra yol seni alır hedefe ulaştırır. Ülkemizin insanı bin yıldır çok badireler gördü ama her seferinde yeniden doğrulmayı başardığı gibi bölgesine de ışık olmuştur. İnananların bugünkü durumu kalıcı değildir.
Düşüncenin üzerini betonla kapatsalar da bir gün o betonun arasında filizler çıkar, sesler yükselir, ışıklar parlar. İşte o zaman Anadolu toplumu yeniden doğruların peşine düşer. Yollar tıkalı gibi görünse de yürüyen insan için her zaman gizli bir patika vardır.
Ben, 40 yıldır yazdığım gibi hak yolunda fikrime su taşımaya devam edeceğim. Tek bir kalem bile tarihe karşı büyük sorumluluklar taşır. Toplumun kalbine dokunan bir kelime bazen bin nasihatten daha güçlüdür.
Gül Dikenî; Gerçek dikeni göstermekten, vicdanın rengini taşımaktan geri durmamak için vardır. Düşünelim, bu yol nereye varır? Hakk’ın nurunu arayan, karanlığa direnip aydınlığa yürüyen gönüllerin menziline varır. Hak yol ışığa ve hakikate gider. Geriye kalan ise yönünü kaybetmiş bir kalabalığın karanlık telaşından başka bir şey değildir.
ESEN KALINIZ


