HAKİKATİ AKIL VE MANTIĞA SIĞAN İFADELER DOĞURUR
Tarih üzerinden konuşmak, dedikodu, yalan yanlış şeyler söylemek kolaydır;
zor olan, söylenenin ağırlığını taşımaktır.
Yıllardır dile getirilen doğru ya da yanlış iddiaların bitirilememesi de bundandır.
Hele ki; İkinci Dünya Savaşı gibi tarihsel kırılma anlarında, alınan kararları bugünün konforundan yargılamak çoğu zaman hakikati ıskalamaktır.
Şunu açıkça söylemek gerekir;
Her şeyin belgesi olmaz.
Ama her anlatıdaki de hakikat değildir.
Zaten yalan ve yanlış sözler kendini gösterir.
Halk dili ile “sırıtır.”
Ben 75 yaşındayım. Aklımın erdiği günden beri aynı sözleri duyarım;
“Bu devlet dinsizdir”
“Bu devlete vergi vermek günahtır”
“Devletten alıp din için harcamak sevaptır”
“Camiler kapatıldı, askerlerin atları bağlandı”
Bu sözler bir inanç tartışması değil;
toplumu devletten koparan, güven duygusunu zedeleyen bir zihniyetin tekrarından ibarettir.
Asıl zor olan şudur;
Halkın münevver kesiminin akıl ve bilgiye dayalı sözleriyle,
hurafeye teslim olmuş ve farkında olmadan bir zihniyete hizmet eden söylemleri ayırt edebilmek.
Bu ayrımı yapmak kolay değildir.
Çünkü;
Gürültü, zaman zaman hakikatin önüne geçer.
Şunu da söylemek zorundayım;
Uzun yıllar okuduk, mezun olduk, devlette çeşitli görevlerde bulunduk.
Kimimiz laikliği Müslümanın üzerinde bir baskı unsuru olarak uyguladı,
Kimimiz de laikliği din düşmanlığı olarak değerlendirdi.
Zorluklar, vazgeçmenin gerekçesi olamaz.
Bugün mesele;
kimin daha çok konuştuğu değil, kimin daha sağlam konuştuğudur.
Hakikat ne sloganla kurulur ne de tekrar edilerek gerçek olur.
Bir de şunu açıkça söylemek gerekir;
Eğer birileri hâlâ muğlak ifadelerle, “gibi”lerle, “mış”larla, ima yoluyla konuşuyorsa,
o konuşulanlar kesin bir bilgiye dayanmıyor demektir.
Hakikati, yuvarlak ve muğlak cümleler değil;
akıl ve mantığa sığan ifadeler doğurur.
ESEN KALINIZ


