EGE'DEN BİR HABER

ÜÇ AYNA BİR CUMHURİYET Görünen ne? Saklanan ne?

Feyzullah TURAN

Sayın Devlet BAHÇELİ’nin tam olarak anlaşılamayan ve anlatılamayan tarihi çıkışından sonra, son günlerdeki; üç ayrı gelişmeyi, sorgulanması için kamuoyunun dikkatine sunmak istedim.

Her biri, kendi bağlamında anlamlı; ama birlikte düşünüldüğünde, Cumhuriyet rejiminin ruhunu ve yönünü sorgulatan bir tablo ortaya koyuyor:
1.ABD Büyükelçisinin Osmanlı’yı öven açıklamaları,
2.Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tarihsel göndermeli konuşması,
3.Silahlı yapı, Terör örgütünün kamuya açık “Silah bırakma” seremonisi…
Bu üç gelişme, farklı aktörlerden geliyor gibi görünse de, ortak bir zemin üzerine oturuyor: Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi ile bugünkü siyasi yönelimi arasındaki zihinsel ve ideolojik kırılma.
ABD Büyükelçisinin Osmanlı’yı överek yaptığı konuşma, sadece diplomatik nezaketle açıklanamaz. Çünkü bu tür övgüler, tarihsel derinliği olan toplumlarda, aynı zamanda yeni bir ideolojik iklimin teşviki anlamına da gelir. Osmanlı’yı överken, Cumhuriyet’in kurucu paradigmasına mesafeli durmak da mümkündür.
Batı’nın, özellikle son yıllarda Türkiye’de yükselen “Yeni Osmanlıcı” yaklaşıma kayıtsız kalmaması, hatta zaman zaman buna yatırım yapması dikkat çekicidir. Bu tür övgüler, Türkiye’nin iç politik dönüşümünü sadece izlemekle kalmadıklarını, gerektiğinde teşvik ettiklerini de gösteriyor olabilir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmalarında artık sadece güncel siyaset değil, tarihsel ve ideolojik bir söylem yerleşmiş durumda. Cumhuriyet dönemi kavramları geri çekilirken, Osmanlı’ya, imparatorluk mirasına ve “Büyük devlet” anlatısına daha çok yer veriliyor. Bu durum, salt tarihsel bir vurgudan, çok, yeni bir rejim tahayyülüne işaret ediyor.
“Yurtta sulh, cihanda sulh” parolası yerine; “Kızıl Elma”, “Medeniyet nöbeti “Fetih Ruhu” gibi söylemlerin öne çıkması, devletin yönünü değil, zihniyetini değiştirme arayışını gösteriyor.
Kamuya açık bir biçimde gerçekleşen silah bırakma seremonisi, devlet ile silahlı yapılar arasındaki ilişkinin yeniden tanımlandığını gösteriyor. Ancak bu süreç şeffaf değil. Meclis, kamuoyu, sivil toplum bu gelişmenin dışında bırakılmışsa; burada meşruiyet değil, yalnızca güç ilişkileri konuşuluyor demektir.
Silahların gölgesinde barış olmaz. Barış, adaletle mümkündür. Adalet ise halkın bilgisi dışında kurulan masalarda değil, hukuk içinde aranır.
Sonuç. Bugün karşımıza çıkan üç ayna —övgüler, konuşmalar ve teslimiyetler— Cumhuriyet’e tutulan çarpık yansımalar olabilir. Her birinde farklı bir gerçeklik, farklı bir yönelim saklı. Bu düşüncelerimle, geçmişi Yadsımıyor, bugünü de Kutsamıyorum.
Halkımın,
*Cumhuriyetin temel değerleri, bu yeni siyasi iklimde nereye savruluyor?
*Toplum, bu kırılmalara ne kadar hazır ve ne kadar farkında? Sorgulamasını istiyorum.
Aynalara bakma cesareti olanlar, bilirler ki; GÜL DİKENİ, hem güldüren hemde acıtan gerçekleri, Halkıyla paylaşmayı görev olarak kabul eder. Görünen ne? Saklanan ne? 14 Temmuz 2025
ESEN KALIN

Paylaş
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ