TEMMUZ SICAKLARI
Temmuz ayı, yılın en sıcak zamanıdır, ama bu sıcaklık çoğu zaman dışarıda, doğada ve tatil beldelerinde hissedilir. Oysa bu yıl Temmuz, sadece termometreleri değil, zihinleri, vicdanları ve siyaseti de ısıttı. Sessiz gibi görünen bu ay, aslında ülkemizin iç dinamikleriyle, dış politikadaki yön tayiniyle ve toplumsal reflekslerimizle ilgili birçok mesaj verdi bize. Şimdi bu gelişmeleri; önyargılardan uzak, sağduyuyu merkeze alan bir bakışla birlikte okumaya çalışalım.
Siyasi partiler arasında alışıldık polemikler bu kez biraz daha azdı. Ancak bu, bir sükunet sorunu değil, derinleşen arayışların işaretidir. Muhalefet cephesinde kimlik ve yön tartışmaları sürerken, iktidar kanadı ise yerel seçim sonrası oluşan tabloyu yeniden şekillendirme çabasında. Siyasi rekabetin gerisinde halkın asli gündemi ise yine Ekonomidir. Hayat pahalılığı, artan kiralar ve azalan alım gücü; vatandaşın sabırla ama içten içe büyüyen kaygılarla izlediği bir tabloyu gösteriyor. Bu gerçekler karşısında, çözüm; siyasi sloganlarda değil, akılcı ve istikrarlı icraatlarda yatmaktadır. Halkın parasını halka harcamak, en önemli bir icraattır. Yapanın kimliği ve inancı hiç önemli değildir. Bu konuda Kayseri ve Tunceli Belediyeleri ile Başkanlarını örnek gösterebilirim.
Temmuz’un acı veren başka bir yüzü daha vardı, Orman yangınları. Ege’den Akdeniz’e kadar yanan her ağaç ile birlikte sadece doğa değil, Milletimizin ciğeri de yandı. Bu yangınlar bizlere bir kez daha gösterdi ki; çevre politikaları artık sadece raporlarda yer alacak bir başlık değil, hayati bir önceliktir.
İhmalin, yetersizliğin, koordinasyonsuzluğun bedelini doğa ödüyor; ama aslında hepimiz kaybediyoruz. Doğaya bakışımızı, sadece ‘Yeşil alan’ üzerinden değil, yaşanabilir gelecek üzerinden yeniden tanımlamak zorundayız.
Temmuz ayının olumlu sayfalarında ise Türk Devletleri Teşkilatı bağlamında Türkiye ile Özbekistan arasında atılan stratejik adımlar yer aldı. Savunma sanayi, enerji ve ulaştırma alanlarında yapılan anlaşmalar; artık sembolik değil, yapısal bir birlikteliğin mümkün olduğunu ortaya koyuyor.
Bu yakınlaşmalar, sadece iki ülke arasında değil; kadim Türk yurtlarının yeniden ayağa kalkma süreci açısından da önemlidir. Tarihten gelen ortaklıklar, çağdaş çıkarlarla birleştiğinde gerçek bir medeniyet tasavvuru doğabilir. Türkiye, bu sürecin lokomotifi olmaya adaydır. Yeterki; İrade, istikrar ve vizyon eksikligi yaşanmasın, gösterişte kalmasın, ciddi politikalar üretilsin. Ayrıca, halkımızın, Doğu Türkistan’daki soydaşlarımıza kulak verilmesi isteği de göz ardı edilmemelidir.
Dış politikada, soğukkanlı diplomasi yürütülerek, komşumuz Suriye’de artan gerilim, özellikle İsrail’in hava saldırılarıyla yeniden tırmanan güvenlik kaygıları, Türkiye’yi sınır boylarında dikkatli ama kararlı bir tutuma yönelttiğini, Diplomatik dilin özenle kullanıldığını, hem caydırıcılığın hem diyalogun sürdüğü bir çizginin korunmasına azami dikkatin sarf edildiğini görüyorum.
Aynı şekilde Batı ile ilişkilerde de dikkatli bir denge gözetiliyor. Türkiye’nin, NATO ve AB arasında güvenlik, enerji ve göç dosyalarında stratejik ortaklık temelinde yeniden tanımlanan bir pozisyon arayışında olduğu görünmektedir. Bu süreçte ülkemiz, ne doğuya teslim nede batıya bağlı bir duruş sergilemeli. “Devletin yolu” Milletimizin menfaatleri doğrultusunda akılcı ve ilkeli bir yönde olmalıdır.
Temmuz ayı boyunca yaşanan gelişmeler, bizlere bir kez daha gösterdi ki; Mesele Ülke olunca, mesele Millet olunca “Taraf” olmak değil, tavır sahibi olmak önemlidir. Tavır, doğruyu desteklemek, yanlışı kim yaparsa yapsın, vakur bir dille eleştirmektir.
Bugün bize düşen; şahıslara, partilere ya da ideolojilere değil, Gerçeğe ve Adalete sadakat göstermektir. Çünkü hakikat, her dönemde ve her düzende yol göstericidir. Liyakatla yönetmek, Milletin parasını Millete harcamakla olur.
Bu topraklar sadece üzerine bastığımız alanlar değil; Ecdadın bize emaneti, bizimde neslimize borcumuzdur. Dolayısıyla sadece yaşamak yetmez, yaşatmak da gerekir. Ağacı, halkı, tarihi, dili, inancı ve kültürüyle coğrafyamızın her köşesi, ortak geleceğimizin temel taşıdır.
Unutmamalıyız, sağlıklı ve mutlu yaşamak güzel, ama yaşatmanın dahada güzel ve gerekli olduğunu unutmamalıyız. Anadolu topraklarını anlamak, sadece gündemi takip etmekle değil; o gündemi vicdan terazisinde tartarak mümkün olur.
31.07. 2025
ESEN KALINIZ


