EGE'DEN BİR HABER

BİR ASIR SÜREN TARTIŞMA

Feyzullah TURAN

BİR ASIR SÜREN TARTIŞMA

Türkiye’nin siyasal hayatında bir asırdır süren tartışmaların merkezinde, Atatürk’ün iki temel ilkesi olan
“Yurtta sulh, cihanda sulh” ile
“Muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkmak” yer alıyor.
Bu iki ilke, yalnızca birer slogan ya da dönemin şartlarına göre söylenmiş sözler değildir;
Devlet aklının, tarih bilincinin ve Millet iradesinin süzgecinden geçmiş stratejik birer duruştur.

Buna rağmen bazı siyasal İslamcı çevrelerde bu ilkelere yönelik mesafeli tutum, neredeyse bir asırdır değişmeden devam ediyor.
Bu tepkinin kaynağı, güncel politik kaygılarda değil, devlet anlayışları arasındaki köklü farklarda yatmaktadır.

Atatürk’ün devlet felsefesi, aklı, hukuku, bilimi ve ulusal egemenliği merkeze alır.
Cumhuriyet bireyi, cemaat ilişkilerinin taşeron yapılarından kurtarmayı, toplumu tarikatların gölgesinden çıkararak çağdaş bir hukuki zemine oturtmayı amaçlamıştır.
Bu anlayış, bireyin özgürlüğünü esas alan, sorgulayan ve üreten bir toplum hedefler.
Tam da bu nedenle Cumhuriyet, eğitimden ekonomiye, hukuktan diplomasiye uzanan geniş bir alanda Ulus-Devlet bilincini inşa etmeye çalışmıştır.

Buna karşın siyasal İslamcı zihniyet, bireyden çok cemaat düzenini önceleyen, liyakatin yerine sadakati koyan,
akıl ve bilimin yerine dogmayı ikame eden bir yapı arz eder.
Bu nedenle Atatürk’ün “Muasır medeniyet” hedefi bu çevrelerde çoğu zaman
“Batıya benzeme” şeklinde yanlış bir algıya dönüşmüştür.
Oysa Atatürk’ün kastettiği, Batı’nın kültürünü taklit etmek değil,
Batı’yı bilimde, teknolojide, eğitimde ve üretimde geçecek bir devlet düzeni kurmaktı.
Çünkü kalkınmanın ve bağımsızlığın yolu, aklın ve bilimin rehberliğinden geçer.

Aynı durum “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi için de geçerlidir.
Bu ilke, pasif bir barış çağrısı değildir;
Osmanlı’nın son iki yüzyılda yaşadığı yanlış dış politikaların acı sonuçlarını bilen bir liderin,
yeni Cumhuriyet’i gereksiz çatışmalara sürüklememek için kurduğu bir güvenlik doktrinidir.
İç barışın sağlanmadığı bir ülkede dış politikada başarı elde edilemez;
çevresindeki ateş çemberini doğru okuyamayan bir devlet, güçlü devletler masasındaki yerini koruyamaz.
Atatürk, bu gerçeği hem tarihsel deneyimlerden hem de dünya dengelerini doğru analiz ederek ifade etmiştir.
Bugün hâlâ bu ilkenin önemi, Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada her gün kendisini yeniden kanıtlamaktadır.

Bazı siyasal İslamcı çevrelerin bu iki temel ilkeye mesafeli durmalarının altında yatan sebep;
Atatürk’ün temsil ettiği akılcı, rasyonel, kalkınmacı devlet modelinin, kendi ideolojik düzenleriyle uyuşmamasıdır.

• Bir tarafta sorgulayan birey, bilim ve liyakat
• Diğer tarafta cemaat hiyerarşisi, kutsal otorite ve itaat kültürü

Bu iki yapının birbirine yakın olması zaten mümkün değildir.
Bu nedenle tepki, Atatürk’ün şahsına değil; temsil ettiği çağdaşlaşma devrimine yöneliktir.

Bugün Atatürk’ün sözleri hâlâ sıcaklığını koruyorsa, bunun nedeni bu sözlerin tarihî hatırasından ziyade,
Türkiye’nin geleceğini aydınlatan birer gerçek olmasındandır.
Değişen dünya koşullarında bile akıl, bilim, hukuk ve barış ekseni,
Türk Milletinin ayakta kalmasının en sağlam yoludur.
Cumhuriyet’in temel felsefesi de tam burada anlam kazanır.

“Gül Dikenî” köşemde yıllardır yazıyorum:
Ülkemizin geleceği; Devlet’i cemaat aklına, liyakati sadakate,
Bilimi dogmaya feda etmeden; Barışın, Adaletin ve Özgürlüğün yolunda yürümekle aydınlanacaktır.

ESEN KALINIZ

Paylaş
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
ALPEREN MUHSİN YAZICIOĞLU - 31 Aralık 2025 11:38
ŞEHVET, ŞÖHRET VE SERVET - 29 Aralık 2025 05:25
TARİHİ İSTİSMAR EDEN TAŞERONLAR - 24 Aralık 2025 00:51
DİL GİDERSE MİLLET SUSAR - 15 Aralık 2025 21:00
YOL NEREYE VARIR - 12 Aralık 2025 10:26
BİR ASIR SÜREN TARTIŞMA - 6 Aralık 2025 15:40
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Mehmet Yeğen dedi ki:

    Yüreğine emeğine sağlık, dikkatle izliyorum çok beğeniyorum. Saygı ve sevgiyle selamlıyorum değerli arkadaşım.

BİR YORUM YAZ