EGE'DEN BİR HABER

AHLÂK KAVRAMI

Bahri AĞIRTAŞ

Sevgili okuyucularım,

Bundan böyle,“EGE’DEN BİR HABER“ portalında, zaman zaman yazmaya çalışacağım. Okuyucularımdan tek istediğim; yapacağım hataları ve yanlışları eleştirerek bana destek vermeleridir. Bunun dışında evrensel boyutlara sahip kavramları kullanmada yoğunlaşıp bakış açımı belirtmeye çalışacağım.

Bugünkü yazımı “ahlâk kavramı“ üzerinde inşa edip siz değerli okuyucularıma sunacağım.

Bugünkü yazımda, Azra ERHAT, Orhan HANÇERLİOĞLU, Albert EINSTEIN, John DEWEY, Henri LEFEVRE ve Vedat GÜNYOL’un “ahlâk“ üzerine yazdıkları yorumları harmanlayarak anlatacağım.

Ahlâk, Arapça bir sözcük olup kökeninde iyilik kavramı taşır. Batı dillerinde ise “moral“ sözcüğü ile hayat bulur. Moral ise Mores’ten gelir. Mores ise töreler, örf ve adetler demektir. Töre, bir gelenek ve görenek sonucu ortaya çıkmıştır. İyi ve kötü olmak üzere iki yönlüdür. Kötü yanı töre sayılmamaktadır.

Ahlâk ilk çağdan günümüze kadar insanlığın din, inanç veya düşünce olarak oluşturulmuş çeşitli deneylerle hayatımıza girmiş ilkelerdir. Bunlar bir dinle veya dinler arası iletişimle belirginlik kazanmış olabilirler. Fakat içeriği analiz edildiğinde, insanların kendi mutluluğu, yararı ve çıkarları için uygun gördüğü kurallardır…

“Ahlâkın kökeni biliçtir.“ demiş Saint- Augustin; “İyi düşünmeye çalışalım ,ahlâkın ilkesi budur.“ demiş Pascal; “Aklın başlıca görevi iyilik ve kötülük kavramlarını birbirinden ayırmaktır.“ diyor Descortes.

Ahlâkı analiz ederken erdemliliğin kriterleri de bilgimizin dahilinde yer almalıdır. Erdemlilik kendini aşma gücüdür. İnsanların amacı olan mutluluğa erdemle ulaşılır. Sokrates erdemin bir bilgi işi olduğunu ve ancak eğitimle ortaya çıkarılabileceğini ustalıkla tanımlamıştır. Aristoteles’e göre erdem aşırılıkların ortasındadır. Örneğin cimrilikle müsrifliğin ortasındaki cömertlik gibi… Erdemlik bir bilgi işi olduğu kadar, bir özgürlük kriteri kadar da önemlidir. Bir insanın kendini aşması için önce kendini bulması gerekir. Kendini aşmak biraz daha evrensel değerlere yaklaşmak demektir. Tüm bunların gerçekleşmesi insanın özgür olmasından geçer.

Einstein “Yeryüzündeki koşulların düzelmesi salt bilimsel buluşlardan çok insan geleneklerinin gerçekleşmesine bağlıdır.“der. Ahlâklı bir yaşama düzeninin gelişmesi bakımından Konfüçyüs’ün, Budha’nın, İsa’nın ve Gandhi’nin perspektifleri çok önemlidir.

John Dewey “Bu günün asıl ahlâk meselesi gücünü kaybetmiş gelenekleri tekrar canlandırmak değil, fakat yaşayan geleneklerden hayat kuralları çıkarmaktır“ der.

Henri Lefevre Marxçı ahlâktan şöyle bahseder; Kurallar, disiplinler, yaptırımlar ve yasaklar hiçbir zaman pratik gereklilikleri ile çıkmamışlardır. Onlar o kuralları yayan kimseler tarafından hep gizli emirlere, kudretlere bağlanmışlardır. Zira geçmişteki töreler ve ahlaklar, örneğin epikürcü ahlâk gibi birkaçı bir tarafta bırakılırsa, tanrıbilimsel veya metafiziksel olmuşlardır.
En önemlisi ve dikkate değeri olan, gizli bir buyruğa bağlanılan ahlâklar ancak o buyruğu hazırladığını, gizli gücü temsil ettiğini iddia eden kimseler tarafından kullanılabilecek durumlardır. Başka bir ifadeyle , ahlâklar her zaman toplumda bir grubun veya bir sınıfın tahakküm araçları olmuştur. Marx ve Marxçılar bu olaya işaret eder ve onun sebeplerini gösterirler. Proleterya aldatıcı değerlerden kendini sıyırır ve kendi değerlerini, kahramanlığını ve erdemlerini yaratır.

Sömürürken ve baskı altında bulunan bir işçinin ancak sabır ve tahammüle ihtiyacı vardır. Sınıfının ve bu sınıfın tarihi rolünün bilincine varmış ise, cesaretle, sorumluluk duygusuna ve şevke ihtiyacı vardır.

Baskı altında bulunan ve boyun büken işçi, itaati bir erdem ve ahlâk kuralı sayar. Oysa ekonomik ve politik mücadele içinde harekete geçerken disiplin ve teşebbüs ilk sorumluluk duygusu, onun için bir değer haline gelir.

Vedat GÜNYOL; Rousseau’nun Toplum Sözleşmesi’nde “Halkın görüş ve düşünüşünü yükseltin, ahlâk ve töreleri kendiliğinden arınır.“ diyor.

Bir İngiliz soylusu Thomson Benjamin şöyle diyor; Düşük ahlâklı ve tek başlarına bırakılmış insanları mutlu yaşatmak için, genel olarak önce onları erdemli kılmak gerekir. Ama neden bunun tersini yapmamalı? Niçin onları önce mutlu sonra da erdemli kılmamalı?

Bir insanı erdemli kılmak mı istiyorsunuz? Önce onu mutlu etmek gerekmez mi?

Hırsızların elini keserek toplumda erdem yaratmayı düşünen zihniyet ne kadar acınası bir zihniyettir. Asıl kesilesi el, hırsızlığın nedenlerine eğilmeyen, onu ortadan kaldıracak namuslu, haklı bir düzen düşüncesine yanaşmayanların elidir.

Bahri AĞIRTAŞ
Torbalı- 24.08.2022

Paylaş
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Ahmet onkul dedi ki:

    Başlangıç için Ahlak güzel bir tercih tebrikler.
    Ahlak kavramı günümüz toplumlarında temel alınacak bir kavramdir.ne olursan ol ahlak olmasa her şey boştur.insan olmanın temel şartıdır Ahlak

BİR YORUM YAZ