EGE'DEN BİR HABER

LİYAKATSİZLİK

Feyzullah TURAN

Yerel ya da genel fark etmiyor. Bugün ülkemizde yaşadığımız sorunların temel kaynağı, yetersiz, vasıfsız ve liyakatsiz insanların, siyasi mekanizma tarafından ısrarla istihdam edilmesidir.

Eğer yıllardır aynı sorunlarla debeleniyor, üstelik bu sorunlar çözülmediği gibi katlanarak artıyorsa, bunun tek bir sebebi vardır: Ehliyetsiz insanların köşeleri tutmuş olması.

Peki bu düzen değişir mi? Maalesef şimdilik pek mümkün görünmüyor. Çünkü “Ha Kel Hasan, ha Hasan Kel” diyebileceğimiz bir döngü içindeyiz. İsimler değişiyor, koltuklar devrediliyor ama zihniyet aynı kalıyor.

Bugün siyasi partiler adeta büyük sermayeli şirketler gibi çalışıyor. İl yönetimleri birer “Distribütör”, ilçe teşkilatları ise “Bayi” sisteminde konumlanmış gibi. Böyle bir yapının içinde halkın sorunlarının çözülmesini beklemek safdillik olur. Bu sistem halka değil, sisteme sadakat gösterene çalışır,  çalışıyor.

Her türlü yetkiyi halktan alan yöneticilerin, geldiğimiz noktada ne kadar yetersiz oldukları artık gizlenemez hâle geldi. Seçim dönemlerinde “hizmet” vaadiyle yola çıkanlar ve onların yandaşları, hangi partiden olurlarsa olsunlar, şu an ne durumda oldukları, hangi imkanlarla yaşadıkları, sokakta yürüyen her vatandaşın malumudur.

Ne yazık ki Türkiye’de siyaset —yerelde de genelde de— artık bir rant mekanizmasına dönüşmüştür. Bunu görmek için derin analizler yapmaya gerek yok. Sadece feraset sahibi olmak yeterlidir. Zaten içlerindeki feraset ve zarafet sahibi olanları düşüncelerimin dışında tutuyor olsam da, Anadolu halkının en önemli özelliği kurunun yanında yaşı yakmayı daha çok sevmesidir.

Aksi hâlde her şey zaten ortada; Ayan beyan göz önünde olsa da maalesef bu kültürü bu Millet, yüzyıllardır bir türlü atamıyor. Tarihimizden bir örnek verirsek, YAVUZ  SULTAN SELİMİN çok kısa hükümdarlığını her türlü tarihçi ve Akademisyen, zihniyet farklılıklarından dolayı yorumlar değişse de “Kurunun yanında çok yaşın yandığını” bilir, hem fikir olurlar.

Bugün liyakatsizlik sadece bir insan kaynağı sorunu değildir. Bu, aynı zamanda ülkenin kalkınmasının, adaletin, toplumsal huzurun önüne dikilen bir duvardır. Kayırmacılık, adamcılık, “Bizden olsun da ne olursa olsun” anlayışıyla ne üretim yapılabilir, ne güven tesis edilebilir. Bu zihniyet; okulları körelten, kurumları çürüten, gençleri yurtdışına kaçırtan hastalıklı bir anlayıştır.

Ve acıdır ki; bu düzenin değişmesi için halkın iradesine ihtiyaç varken, halk da sistemin oyuncağı haline gelmiştir. İnsanlar ekmeğe muhtaç bırakılmışken, oy verme eylemi bir vicdan terazisi olmaktan çıkmış, adeta bir mecburiyet haline gelmiştir.

Bu döngü kırılabilir mi? Elbette kırılır. Ama önce şu soruyu herkesin kendine sorması gerekir:

“Ben gerçekten değişim istiyor muyum, yoksa sadece şikâyet etmek mi hoşuma gidiyor?”

Sağınıza solunuza şöyle bir bakın…

Ben, acizane 30 yıldır aynı yerde yaşıyorum. Meşru ya da gayrimeşru, kimin akşam ne yiyip sabah neyle meşgul olduğunu evvel Allah  tahmin edebilirim.

Basmıyor, uğraşmıyor, susuyor, hoş görüyorsak, Vatan aşkı ağır geliyor, ne kollarımız kalkıyor nede dilimiz dönüyor.

Ancak, hoş görüyoruz.

Ürkmesin, korkmasınlar.

Yeter ki; Devletin bir dalı eğilmesin, Hilal’in kanı damlamasın.

Yüreği derya, Sevgili  oğlum, İsmail TURAN, değerli düşüncelerin için çok teşekkür ediyorum…

10.06.2025

HOŞÇA KALINIZ

 

 

Paylaş
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
ALPEREN MUHSİN YAZICIOĞLU - 31 Aralık 2025 11:38
ŞEHVET, ŞÖHRET VE SERVET - 29 Aralık 2025 05:25
TARİHİ İSTİSMAR EDEN TAŞERONLAR - 24 Aralık 2025 00:51
DİL GİDERSE MİLLET SUSAR - 15 Aralık 2025 21:00
YOL NEREYE VARIR - 12 Aralık 2025 10:26
BİR ASIR SÜREN TARTIŞMA - 6 Aralık 2025 15:40
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ