HAKİKATİN BEDELİ CESARETTİR
HAKİKATİN BEDELİ CESARETTİR
Eleştiride maksad, birilerini hedef göstermek ya da siyasi polemik üretmek olmamalı.
Eleştiri, eksik kalan değerlendirmeyi tamamlamak, yanlış görüleni doğrultmaya gayretse anlam kazanır
ve insanların birliğine atılan sağlam düğümler olur.
Parti Genel Başkanlarının haftalık grup konuşmalarında çizilen tablolar okunurken,
asıl sorun tam burada ortaya çıkıyor.
Bu aktörlerin yanlışlarını elbette eleştiririz.
Fakat, bu konuşmalar içinde ülkenin bekası adına söylenen doğruları yok saymak adalet terazisini bozar.
Siyasilerin kimi ifadelerindeki hatalar kadar, dile getirdiği doğruların da konuşulması gerekirken,
bu kısmın bütünüyle gölgede kalması düşündürücüdür.
Bu türden bir okuma, sahadaki gerçeklerle bağını zayıflattığı ölçüde tehlike ortaya çıkarır.
Çünkü ülkenin siyasi gerçeği, toplumsal sosyolojisi ve devlet kurumlarının iç dengeleri,
böyle tek merkezli, devasa bir örgütlenme iddiasını kaldıracak nitelikte değildir.
Ancak, Sn. Bahçeli’nin terörsüz Türkiye adına söylediği sözlerini de kabul etmek gerektiği görüşündeyim.
Bu nedenle, çizilen tablonun hem gerçek, hem abartılı hem de siyaseti gereğinden fazla kriminalize eden
bir yönü olduğunu gördüm.
Ama, en önemlisi ayrıştırıcı bir değerlendirme ve eleştiriyi de hak ettiği kanaatinde değilim.
Ben yıllardır yazılarımı mümkün olduğunca doğruların üzerine bina etmeye gayret ettim.
Eleştiriyi bir sorumluluk, hakikati ise bir görev olarak gördüm.
Devletimi ve Milletimi korumak, reflekslerimi diri tutmak, olayları romantizme kapılmadan,
duygusal savrulmadan uzak değerlendirmek benim için hep zorunluluk olmuştur.
Eleştirirken de, sahip çıkarken de ölçü ve adalet çizgisini aşmamak gerektiğine inandım.
MHP’den yıllar önce uzaklaşmama neden olan düşüncelerimin, bugün Sn. Bahçeli tarafından
geniş ve daha radikal dile getirilmesi,
Sn. Bahçeli’nin sözlerine bugün en ağır eleştirileri yapanların o yıllarda
“Baba” diye elini öpenler olmasından mutlu olmuyor, aksine üzüntü duyuyorum.
Sn. Bahçeli’nin, ülke barışı için böyle bir el uzatmasını, ülkem, devletim ve milletim adına olumlu buluyorum.
Çünkü bir siyasetçinin, bir bürokratın, bir gazetecinin, hatta sıradan bir vatandaşın bile
yanlışla doğrunun ayrımında adil davranması, insan olmanın ve devlet aklının en temel şartı olmalıdır.
Bugün gelinen noktada, Salı günkü Sn. Bahçeli’nin sözleri ile sahadaki siyasal gerçeklik arasındaki
mesafeyi görmezden gelmek mümkün değildir.
Bir yandan terörsüz Türkiye söylemi, fezlekeler, komisyon tartışmaları, kongre süreçleri;
diğer yandan muhalefetin ortaya koyduğu tutum.
Bütün bunlar, siyasetin sadece sert eleştirilere değil, isabetli analize duyduğu ihtiyacı ortaya koyuyor.
Yani mesele artık kimin kimi eleştirdiği değil; kimin doğruyu eksik bıraktığıdır.
Eğer bu eksiklik kapatılmazsa, tartışmalar devlet hafızasında yanlış kanallar açar,
toplumsal algıyı zehirler ve bugünlerde en çok ihtiyaç duyduğumuz siyasal dengeyi bozar.
Derdimiz kişileri yüceltmek ya da karalamak değil; doğruyu yanlışın arasından çekip çıkarmak,
siyaset zemininde adil ve gerçekçi bir değerlendirmeyi savunmaktır.
Çünkü bu ülkeye en büyük iyilik, hakikati eğmeden bükmeden, olduğu gibi söyleyebilmektir.
İnanıyorum ki; bugün ihtiyaç duyduğumuz en önemli olgu, siyasette ve bürokraside
hakikatin cesaretle söylenebilmesidir.
Unutmayalım ki;
Hakikat, “Gülün Dikeni”ni tutmaya cesaret edenlerin elinde değer kazanır.
ESEN KALINIZ


