TORBALI’DA VATANDAŞ DEVLETE NEDEN ULAŞAMIYOR?
Devlet dediğimiz yapı nedir?
Soğuk duvarlardan, güvenlik kapılarından, mühürlü odalardan mı ibarettir?
Yoksa vatandaşın kapısını çalabildiği, derdini anlatabildiği, dilekçesini uzatabildiği bir mercii midir?
Bugün Torbalı’da yaşadığım bir olay, bu soruyu sadece kendime değil, kamu vicdanına sormama neden oldu.
Bu satırları yazarken ne kişisel bir hesap içindeyim ne de bir polemik arayışında. Ben bir gazeteciyim. Ama bugün bu yazıyı kaleme alan tarafım gazeteciliğimden önce vatandaşlığımdır. Çünkü mesele şahsi değil; mesele, vatandaşın devlete erişebilme hakkıdır.
Devlet vatandaşa kapalı olamaz.
Devlet vatandaşı kapıda bekletemez.
Devlet dilekçeden korkmaz.
Torbalı Kaymakamı Sayın Ahmet ÇELİK 03.09.2023 tarihinde ilçemize atandı. Ben de her vatandaş gibi kaymakamlık makamına giderek randevu talep ettim. Defalarca denedim. Sonuç alamadım.
Oysa bizlere öğretilen şuydu: Devlet kapısı herkese açıktır.
Randevu alamayınca anayasal hakkımı kullandım. Yazılı dilekçe ile başvuru yapmaya karar verdim. Çünkü bu ülkede dilekçe hakkı bir lütuf değil, anayasal bir haktır.
Kaymakamlık Evrak Kayıt Bürosu’na gittim. Dilekçemi teslim ettim.
Fakat beklediğim şey olmadı.
Görevli, dilekçeyi sisteme kaydetmek yerine dışarı çıktı. Döndüğünde bana şu cümleyi kurdu:
“Bu dilekçeyi kayda geçiremem, burada kalsın, yarın sizi ararız.”
O an hissettiğim duygu sadece şaşkınlık değildi.
Bir vatandaş olarak kırıldım.
Bir kamu kurumunda bir memur, hangi yetkiyle dilekçeyi kayda almama kararı verebilir?
Devletin evrak kaydı kişisel takdire mi bağlıdır?
Yoksa hukuk devleti dediğimiz kavramın bir anlamı var mıdır?
Israr ettim.
Bu kez dilekçe taranmadan alındı. Resmî sisteme girildiğine dair tarafıma bir kayıt numarası ya da belge verilmedi. Sadece bir kâğıt üzerine bazı rakamlar yazıldı ve “gidebilirsiniz” denildi.
Şeffaflık yoktu. Güvence yoktu. Kurumsal ciddiyet yoktu.
Bu nedenle dilekçemin fotoğrafını çekmek zorunda kaldım.
Bir vatandaşın, devletine verdiği dilekçenin izini kendisinin sürmek zorunda kalması ne acı bir tablodur.
Daha sonra konuyu değer verdiğim bir siyasetçiyle paylaştım. O kişinin devreye girmesiyle birkaç saat içinde kaymakamlık sekreterliği tarafından arandım ve randevu verildi.
Ve işte asıl soru burada başlıyor:
Eğer bir vatandaşın dilekçesi ancak bir siyasetçi devreye girince işleme alınıyorsa, burada eşitlik ilkesi nerededir?
Sıradan bir vatandaş ne yapacaktır?
Devlete ulaşmak için mutlaka bir referans mı gerekir?
Bu ülkede vatandaş olmak yetmiyor mu?
Devlet, gücünü vatandaşın üzerinde değil; vatandaşın güveninden alır.
Ve güven, kapalı kapılarla değil; şeffaflıkla inşa edilir.
Olay bununla da bitmedi.
Ama bugün burada durup şunu sormak istiyorum:
Torbalı’da bir vatandaş, kaymakamlık makamına ulaşmak için neden bu kadar çaba harcamak zorunda kalıyor?
Dilekçe vermek neden bir mücadeleye dönüşüyor?
Ve en önemlisi, devlet kapısı gerçekten herkese eşit mi?
Bu yazı bir isyan değil.
Bu yazı bir hatırlatmadır.
Devlet vatandaş içindir.
Vatandaş devlete ulaşabildiği sürece hukuk devleti vardır.
Aksi hâlde geriye sadece duvarlar kalır.


