Dernekçilik Oynuyoruz, Federasyonculuk Zannediyoruz
Ülkemizde bazı kavramlar var ki, herkes kullanır ama kimse tam olarak ne anlama geldiğini bilmez.
Mesela:Federasyon Dernek. Bir de bunların doğal sonucu olan başkanlık…
Dernek denince akla genelde şu geliyor: Ayda bir toplanılır, çaylar içilir, fotoğraflar çekilir, “çok verimli bir toplantı oldu” denir. Ne üretildiği bilinmez ama verimli olduğu kesindir. Federasyon ise bunun biraz daha kalabalık hali… Aynı muhabbet, daha büyük masa.
Soruyorsunuz:
“Federasyonun amacı nedir?”
Cevap hazır: “Birlik olmak.”
İyi de neyin birliği?
Orası biraz muamma…
Tüzük deseniz, zaten ayrı bir roman. Çoğu yöneticimizin tüzükle tek ilişkisi, genel kurulda masanın üstünde durmasıdır. Açan yok, okuyan yok, ama herkes çok bağlı. Hatta bazıları tüzüğü kutsal kitap zannediyor; varlığından emin ama içeriğini bilmiyor.
Ama başkanlık… Ah başkanlık!
Başkan olmak için işini gücünü bırakanlar var. Sabah başka dernek, öğlen başka federasyon, akşam bir açılış… Aynı kişi, üç ayrı yerde başkan yardımcısı, iki yerde yönetici, bir yerde “abi”. Ama sorumluluk? O biraz ağır geliyor.
Federasyon; sorun çözmek, ortak akıl üretmek, topluma katkı sağlamak içindir. Ama bizde daha çok “kalabalık gezme organizasyonu” gibi çalışıyor. Nerede kamera varsa oradayız, nerede mikrofon varsa sıradayız. İçerik mi? Ona sonra bakarız.
Dernekçilik mücadele ister, emek ister, fedakârlık ister. Bizde ise genelde isim ister. “Başkan” desinler yeter. Ne başkanlığı olduğu çok da önemli değil. Gerekirse apartman boşluğuna dernek kurulur, tabelası asılır, başkanlık tamamdır.
Oysa biraz tüzük okusak, biraz amaç sorgulasak, biraz da gerçekten neden bu yapılarda olduğumuzu düşünsek… Belki o zaman fotoğrafların altı da dolmaya başlar.
Ama ne gerek var?
Nasıl olsa toplantı var, poz var, kartvizit var.
Dernekçilik oynuyoruz işte… Federasyonculuk zannediyoruz.


